 |
|  |
Önemli Gelişme
Sayın Ziyaretçilerimiz,
EveDönüş.com yazarları arasına Sayın Volkan Kıylıoğlu da katılmış bulunmaktadır. Önümüzdeki günlerde, size ilk yazısıyla ¨merhaba¨diyecek olan Volkan Kıylıoğlu'na ¨hoşgeldin¨ diyoruz!
Saygılarımızla,
EveDönüş.com |
|
Volkan Kıylıoğlu bildirdi: "Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Karaman’dan Ankara’ya kadar karayolunu kapattırdı. Olay geçtiğimiz Pazar günü meydana geldi.
Peki Devletin en üst kademesindeki biri için yol kapatılabilir?
Elbette kapatılabilir.
Önemli ve olağan üstü bir durum söz konusu olduğu vakit değil yol değil, hava trafiği bile kapatabilir. Söz konusu olağan üstü bir durumdur ve vatandaşlar olarak pek bir eleştiri yapma hakkına sahip olamayabiliriz."
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 29.06.2009 Saat: 10:01 (3 okuma)
(Devamı... | 2043 byte kaldı | Puan: 0)
|
|
|
Size dokunmayan yılana da dokunun!
|
|
Başıma bir hal geldi a dostlar…
Ve kendimi bildim bileli diş problemi dışında bir sağlık sorunu yüzünden hastane kapısından içeri adımımı attım. Hay atmaz olaydım!
Kendimi bildim bileli hastanelerden uzak durmaya çalışmışımdır. Hasta falan olduğum da, biraz zaman geçmeden doktora gitmeyi düşünmez, genelde de birkaç gün içersinde vücudum kendisini iyi bir şekilde toparlar, icap etmezdi. İlaç bile kullanmamaya gayret ederim. Grip olduğumda antibiyotik almam sarımsak çiğnerim mesela.
Sosyal bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, kapitalizmin en büyük sömürü kolu, sağlık olduğu için ve buna imkan veren yasalar, saymakla bitmeyecek usulsüzlükler olması sebebi ile kendime böyle kısıtlamalar koymuş biriyim. Hadi bunlar benim kişisel düşüncem, hatta deliliğim olduğunu varsayalım.
Ülkemizdeki sağlık sistemine olan güvensizliğim, özel sağlık kurumlarına olan inançsızlığım, sözüm ona kutsal meslek doktorluğu tüccarlık ile karıştıran dalkavuklar sebebi ile hastane olayına anti pati taşıdığı artık öğrendiniz.
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 26.06.2009 Saat: 16:09 (9 okuma)
(Devamı... | 10769 byte kaldı | Puan: 0)
|
|
Selim SUNGUROĞLU bildirdi: "Geçtiğimiz günlerde, “Devrim Arabaları” adlı muhteşem bir Türk filmini izledim. Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden bir tanesi olmakla beraber, beni en çok düşündüren filmler arasında da yerini almayı başardı.Filmi izledikten sonra, uzun bir süre düşündüm. Türkiye Cumhuriyeti olarak Atatürk’ten beri başımıza gelenleri, neler olup bittiğini, hangi yola doğru ilerlediğimizi ve sonumuzun ne olacağını çözümlemeye çalışmaktan kendimi alıkoyamadım.
Büyük devletler, tasarı ve izlemlerini en az 30-40 senelik olarak hazırlarlar. Bu tasarı ve izlemlerinin yanısıra, tarihi inceleyerek, mantık ve tecrübe ışığı altında, gerekli hesaplamaları yapmak kaydıyla bu izlem ve tasarılarının istenilen şekilde gerçekleşmeyeceğini de farz ederek ek tasarı ve izlemler yaparlar. Dolayısıyla, dünyada gerçekleşebilecek olan birçok duruma karşı az-çok hazırlıklı olur, tepkisel bir davranış biçimi yerine tedbir alan bir davranış biçimini benimserler. Günümüz ekonomik buhranını ele alacak olursak, buhranın dünyayı etkisi altına almasından hemen sonra, gelişmiş devletler çözüm üretmeye çalışarak ülkelerini bir an önce bu buhranın kıskaçlarından kurtarmak üzere hareket etmişlerdir. Biz, özellikle de krizin en sıkıntılı dönemlerinde, krizin bizi teyet geçtiğini savunmuş; ekonomiyi canlandıracak tasarıları çok geç ve yarım yamalak bir biçimde harekete geçirmiş bulunmaktayız. Basının ve eğitimsizliğin kölesi olan toplumumuz, var olan hükümetin gelişi güzel iç ve dış siyasetinin zararlarını en ağır bir şekilde tecrübe etmiş olmaktadır. Mantık sahibi, az çok okuyan ve kendini geliştirmeye çalışan bir birey, borçlarını borçlanarak ödeyen; IMF ve diğer dış kaynaklara bağlı olarak ekonomisi ayakta tutmaya çalışan bir ülkenin, özellikle de Amerika gibi bir devleti dahi sıkıntıya sokan bir ekonomik buhranın Türkiye’yi teğet geçmesinin olanaksız olduğunu farkına vararak iç- dış siyasette ve ekonomik işlemlerinde etkisiz kalan yönetimi sıkı bir eleştiri yağmuruna tutmak kaydıyla koltuklarını sarsarak yöneticilerin koltuklarının gelip geçici olduğunu anımsatma ihtiyacı duyar. Ülkemizde, böyle bir bilinçliliğin harmanlanarak faaliyete geçirilmesinin olanaksızlığı her geçen gün daha da artmaktadır. Dolayısıyla bu durum, bilinçli insanların çözümlemelerle geçirdiği uykusuz geceleri çözümsüz bırakarak gelecekle ilgili umutların tükenecek seviyeye inmesine neden olmaktadır."
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 17.06.2009 Saat: 05:52 (8 okuma)
(Devamı... | 13569 byte kaldı | Puan: 0)
|
|
Söze nereden gireceğimi bilemiyorum. Bu ilk satırlarımı yazarken, bir ilkokul öğrencisinin tahtaya ilk kalktığı andaki gibi heyecan içindeyim ve bu heyecanı gizlemeyi öğrenmeyi ama asla kaybetmemeyi umut ediyorum son nefesimi verecek olduğum ana kadar.
Ben Volkan KIYLIOĞLU, eğitimi doktoralar, yüksek lisanlardan ibaret olmayan, memleketin pek bir meşhur üniversitelerini kazanamamış, dünyanın çeşitli yerlerindeki üniversitelerden fahri doktora unvanı alamamış, hadi geçtim bunları, henüz üniversiteyi bile bitirememiş bir insanım.
“Okul okutur, insan kendini geliştirir” düşüncesi ışığında, elinden geldiğince ufkumu açmaya gayret ettim. Üç beş kelime bir araya getirme becerisini de az biraz gösterince, değerli kardeşim Selim Sunguroğlu’nun destekleri ile sizlerle yazılarımı bu platformda paylaşma mutluluğunu yaşayacağım.
Yaradan doğru bildiğim yoldan şaşırtmasın.
Dünyanın en kıymetli gerçeği zamandan bir parça ayırarak, burada yazılanları okuma zahmetini gösteren herkesin önünde saygıyla eğildiğimi belirterek
Selam olsun…
|
|
Üzerinde Durulması Gereken Birkaç Durum:
|
|
Yüce Mustafa Kemal’in ölümünden sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış siyasetinde çok önemli değişiklikler gerçekleşti. Bu değişikliklerin en önemlilerinden bir tanesi de çözüm üretme konusundaki izlemimiz (stratejimiz) oldu. Yeni izlemimiz, kendi kendimize çözüm üretme yeteneğimizi geliştireceğimize, dış ülkelerden çözüm önerileri beklemek oldu. Yanlış anlaşılmasın, elbetteki dış dünyaya kapalı bir biçimde birçok sorunun üstesinden gelinemez. Yüce Mustafa Kemal Atatürk ve yandaşları, yeniden yapılanmakta olan Türk Ekonomisini geliştirmek için, yurtiçindeki sorunları ele alarak, yerli bir zihniyetle; fakat çağdaş yöntemlerle çözüm üretip, dış ülkelerin gelişmiş sanayisinden faydalanarak döküntü halindeki Türk Ekonomisinin bir anka kuşu misali, küllerinden yeniden doğmasını sağlamıştır. Hatta ve hatta, Türkiye’nin ekonomisi, 1930’ların ekonomik buhranlarına rağmen, yavaş bir biçimde gelişmeye devam etmiştir .
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 23.05.2009 Saat: 19:13 (23 okuma)
(Devamı... | 10679 byte kaldı | Puan: 5)
|
|
Selim SUNGUROĞLU bildirdi: "Her toplumun kendine özgü bir kültürü, toplumsal yapısı, inanç düzeni ve hukuksal kuralları vardır. İşte bu düzenin bozulmasını engelleyen kuruluşlardan bir tanesi de “Polis Teşkilatı”dır. Bir toplum içerisinde, polis teşkilatlarının varlığı hem bulunduğu toplum hem de genel olarak dünya için çok önemlidir[2]. Bu teşkilatların toplum içerisindeki en önemli görevlerinden bir tanesi toplumsal düzeni ve hayat kalitesini çağdaş bir seviyede tutmak ve daha da yükseltmektir. Polis teşkilatlarının, ana ülkülerine ulaşamamalarının en önemli nedenlerinden bir tanesi de teşkilat içerisindeki yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma durumlarıdır. Dünyanın birçok yerinde, benzer durumlar yaşayan ülkeler, teşkilat içi yolsuzluğu engelleyebilmek için birçok girişimci adımlar atarak, yolsuzluk oranlarını azaltmak üzere harekete geçmiştir. Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde, polis teşkilatının, vatandaşlar üzerinde çok kötü hatıraları bulunmaktadır. Bu da, toplum-polis ilişkisini zayıflatarak suç oranlarının, yolsuzlukların ve nitelikli suçların[3] artmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, polis teşkilatı içerisindeki suçların üstesinden gelebilmek için, polis teşkilatı içerisindeki üyelerin, Emniyet Müdürlüğünün, hükümet yetkililerinin ve toplumun; polis kurumunun (teşkilatının) içerisinde bir sorun olduğunu kabul etmesi gerekmektedir. Var olan sorunun kabul edilmediği bir kurum içerisinde çözüm üretilmesi olanaksızdır."
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 25.03.2009 Saat: 23:34 (30 okuma)
(Devamı... | 35914 byte kaldı | Puan: 5)
|
|
Ziyaretçi bildirdi: "Selda Öztürk KAY
92 yılının karlı Şubat ayında, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde bulunan Hocalı kentinde, binlerce masum kadını, yaşlıyı, genci ve çocuğu kurşuna dizen Ermeni çeteleri, insanlığın gördüğü en acımasız vahşetin görüntülerini “belge” olarak tarihe miras bıraktı.
Yeryüzünden silinen Hocalı’nın masum insanları, komşularının, akrabalarının, çocuklarının ölümüne tanık oldular. Kiminin başı kesildi, kimileri diri diri toprağa gömüldü. Kadınlar tecavüze uğradı, esir düşenler günlerce işkenceye maruz bırakıldı. Kaçabilenler, karların üzerinde çıktıkları yolculukta bacaklarını kaybetti… Açlıktan kucaklarındaki çocukları öldü. Pek çoğunun tırnakları söküldü, ayak parmakları kesildi. Kaçtıkları ormanda, analarının, babalarının, çocuklarının cesetlerini bırakıp devam ettiler. Asla peşlerini bırakmayan Ermenilere karşı ellerinde silah yoktu. 7 bin insanı, 100 adet tabancayla korumaya çalışan birkaç yerel güvenlik görevlisinin kahraman mücadelesine rağmen, 3 bin masum, soykırım kurbanı olmaktan kurtulamadı."
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 25.03.2009 Saat: 23:33 (26 okuma)
(Devamı... | 5987 byte kaldı | Puan: 0)
|
|
Ziyaretçi bildirdi: "Bugünlerde Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın neredeyse her söylemi, ya bir yerlere çekiliyor, ya eleştiriliyor, ya abartılıyor, ya çarpıtılıyor, ya da magazinleştirilerek sürekli gündeme oturtuluyor.
Erdoğan’ın Hakkâri gezisinde yapmış olduğu konuşmasında sarf ettiği “İstemeyen buyursun istediği yere gitsin” sözü, epeyce bir konu olmuştu basınımızda ve “Ya sev, ya terk et” malum sözüyle özdeşleştirilmişti hemen.
DTP’liler, “Bu topraklar bizim” anlamına gelen, “Kimi nereden kovuyorsun” diyerek tepki gösterdiler.
Ulusal basındaki bazı Erdoğan ve AKP karşıtı bilinen kalemler de “Tehlikeli, radikal ve faşizan bir söylem” olarak değerlendirerek eleştirilerini ortaya koydular. "
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 25.03.2009 Saat: 23:22 (29 okuma)
(Devamı... | 6955 byte kaldı | Puan: 0)
|
|
Ziyaretçi bildirdi: "KAFKASYA’NIN GELECEKTEKİ GAZZE’Sİ “GALİ BÖLGESİ”
Coğrafyamız kaderimizdir.
Cemil MERİÇ
Yeryüzünde öyle bölgeler var ki, coğrafi özelliklerinin yanı sıra, doğal ve tarihsel zenginlikleri nedeniyle sürekli birilerinin iştahını kabartır ve üzerinde hak iddia edilir. Bu bölgelerin başında da Anadolu ve yakın çevresi gelmektedir.
“Doğru şekilde direnmek” ve “Barışı-huzuru tesis etmek” hiç de kolay olmayan bu bölgelere en taze örnek Gazze’dir. Filistin’in bir parçası olan Gazze’de yaşanan insanlık trajedisi “insani sorumluluklarını” bilen ve unutmayan herkes gibi bizi de üzmektedir. “Keşke” kelimesini acizliği ve pişmanlığı tanımladığı için sevmiyorum. Ancak, keşke sorunu ve kaynağını önceden tahmin edip ona göre önlem alınmasına katkı sağlayabilseydik.
"
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 25.03.2009 Saat: 23:15 (30 okuma)
(Devamı... | 2916 byte kaldı | Puan: 0)
|
|
Ziyaretçi bildirdi: "“FIRSATÇILAR İŞ BAŞINDA"
Cumhurbaşkanı Gül’ün Sarkisyan'la iki ülke milli futbol takımları arasındaki müsabakayı izlemek üzere Erivan’a yaptığı ziyaret ve Ankara’nın “Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu(KİİP)” önerisi, Türkiye-Ermenistan ilişkileri açısından bakıldığında, 2008’e damgasını vuran gelişmelerdi.
Azerbaycan’da bir kesime göre; charter seferlerinin düzenlenmesi, Sarkisyan’ın davet edilmesi, elektrik enerjisinin nakli konusunda anlaşmaya varılması ve Türkiye’nin benzeri jestleri, Ankara-Erivan ilişkilerinin normalleşmesine çok az bir süre kaldığının göstergesi. Türkiye’nin sınırı açması ise Azerbaycan için asıl problemin başladığı an. "
|
Gönderen: Yonetici Tarih: 25.03.2009 Saat: 23:11 (32 okuma)
(Devamı... | 7032 byte kaldı | Puan: 0)
|
|
|  |
|
Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi üstünlüklere sahip olacaksınız.
|
|
|